27 Ekim 2014 Pazartesi

müzeyyen'e açık mektubumdur!


müzeyyen,

kaşı ebru, gözü boncuk, saçı sırma, yüzü kaşık müzeyyen! boyu uzun, beli ince, bülbül seslim müzeyyen!

gözlerine gözler, ellerine eller değecek de müzeyyen, ben bir köşede gizliden izleyeceğim... sinsice kendimi bitireceğim.. bu bitirişimi -kim bilir- belki ruhun dahi duymayacak! müzeyyen, senin ruhun o esnada başka ruhlarla oynaşıyor olacak!

tutturdun bir artistliktir gidiyor! sen gülerken taşlıkta, benim acıya içkin içim, için için, senin için, nasıl da kan ağlıyor!

böyle bir ekim günü başlayan sevdamız, yine başladığı gibi, altını çizmeye, kenarını kıvırmaya kıyamadığım sayfalarda kalaydı... sen nokta ben virgül, sen özne ben nesne, sen kapak ben şiraze... ah müzeyyen bakma bana öyle; ben seni hala severim de artık senin ismin alemin dilinde...

bükme boynun müzeyyen! ya bu adı değiştir yahut al bu elmayı! bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var! benimki hala derin bir tutku fakat artık senin yüzünde göz izi var!





30 Temmuz 2014 Çarşamba

sarmak üç nokta

"sarmak" fiilinin tdk 16 anlamını tespit edip, her örneği de bir alıntıyla taçlandırmış lakin, benim burada kullanacağım anlamına rastlamadım bu 16'sı çinde.

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.53d939f7cd8189.43396141

17. anlam: sarmak, bir süre boyunca onunla ilgilenmek ve o şeyi/şeyden neredeyse bıkacak, bıktıracak hale gelmek, getirmek...

dönem dönem insan bir şeylere, birilerine sarar değil mi... hele ki şarkılara sarışlar...

yalnız yaşayan bir insan değilseniz, sizle birlikte ev halisi de o şarkıyla yatıp kalkar ve çoğu zaman da sizin o şarkıyı sevmenizi sağlayan bir çok kişisel etmen, gerçekten kişisel olduğundan, siz bıkmasanız da bir süre sonra illallah dedirtebilirsiniz çevrenizdekilere. kendim sevgili ev arkadaşımın bu sarışlarına defaatle illlallah dedim, oradan biliyorum. ve bu aralar ben de illallah dedirtiyorum.

bir diziden feleğin çemberinden geçmiş iki karakter, tüm kanayan gönüller için söylüyorlar efendim: Yanarım.

http://www.youtube.com/watch?v=SsVjQ_UZg4g

mesele sevmek burada da, mesele içli bakmak, mesele sadece böyle bakmak belki de...

22 Temmuz 2014 Salı

yazmak için en güzel bir sebep...

yazmaya güçlü bir sebep olmalı. aylardır tek satır yazamamış biri için hele... çok güçlü bir sebep...

ilhan berk yazarların mutsuzluğuyla ilgili bir şeyler söylemiş, onun ne dediğini hatırlamıyorum ama benim anladığım; "mutlu insan yaşar, mutsuzsa yazar" nevinden bir şeydi. evet, mutsuzluk bir çok kez yazmaya itiyor ama onun da mı dozu var ne. mutsuzum doğru, ama hiç de yazasım yok be ilhan berk. yaşıyorum da sayılmaz, evin içinde, aynı koltukta bilgisayar karşısında oturup saatlerce bir şeyler izliyorum bir haftadır. 

lafı nereye bağlayacağımı ben de merak ediyorum şu an. ilhan berk dedim, mutluluk, mutsuzluk dedim, bu genel tanımı kişisele bağlayıp mutsuzum dedim, evde pinekliyorum dedim. aslında  lafın nereye geleceği
epey belli be. bak sen de bana hak vereceksin.

işte böyle zamanlarda anlıyor insan sohbetin, oturup karşılıklı çay, kahve içmenin keyfini... oradan buradan laflamayı..

dostlarla olmanın keyfini, bu keyfin ne kadar da değerli ve önemli olduğunu onlardan uzakta anlıyor insan... 
tüm hayatımı bursa'da bırakıp yollara düştükten sonra istanbul'da bir aile edindim kendime. ama tanıştığımızda herkesin öğrenci olduğu bu aile, şimdi işe girenler, iş değiştirenler, şehir değiştirenler, okulu bitirenlerle biraz ülkenin farklı yerlerine savrulmuş durumda. hele bir de yaz eklenince üzerine iyice göremez olduk birbirimizi. kimimiz mecbur ailesiyle, kimimiz yaz sıcağında işyerinde, kimimiz kitap başında okuyup yazmaya mecbur, kimimizse saatlerce evin içinde bîçare pineklemekte..

yılın yorgunluğunu taşıdığımız ama bu omuzlarımızdaki yılın kirini pasını atamadığımız, bir tatille çekip gidemediğimiz şu günlerde temmuzun 22'sinde sana ufak bir hediye vereyim; bende uyandırdığın tüm güzellikleri, seninle dost olmanın beraberinde getirdiği incelikleri bir kez daha somuta dökeyim istedim.

Buyur bakalım; 2. Geleneksel Doğumgünü Kolajı... 



uzaklara yola çıkan vosvos, lunaparklar, bolca kahve, kitaplar, tatlılar, güzel balkonlu, geniş teraslı evler, müzik, çiçekler, fenerler, şekerler, çocukluğumuzun tek aydınlığı o güzel filmler, denize bakan bir pencere, uçan balonlar, yine kitaplar, yine kahve...

seni seviyorum! aylardan sonra sırf seni birazcık olsun gülümsetebilmek, mutlu edebilmek için aylar sonra yeniden yazacak kadar, saatlerce bilgisayar başınca cebelleşecek kadar seviyorum. (yazının başıyla geç de olsa bağladım, yani sanırsam)

sana hediye ararken m'nın dediği gibi sen daha fazlasına değersin de elimizden bu kadarı geliyor!

15 Mayıs 2014 Perşembe

şiddete meyyalim vallahi dertten

hep kuştan çiçekten bahsedecek değiliz ya. hep içinde kelebekler uçan şarkılar paylaşacak değiliz ya. ağıtlar söyleyeceğiz. işçi bayramıyla başlayan mayısta; mayısın ortasında işçilerin evlerine düşen ateşi ne yapsak söndüremeyeceğiz. politikaya girsek de girmesek de o güzel adamları geri getiremeyeceğiz.

"beni bırakın da içeri gireyim, arkadaşımın karısı hamile, onu bulup getireyim" diyen, kurtulduğuna dahi sevinemeyen adama; aynı mesaide ölen ikiz kardeşlere; kurtulan bir amcanın "yine olsa yine çalışırım çünkü kredi borcum var" demesine; kim bilir içeriden sağ sağlim çıkmasını beklediği nice eşi dostu varken yüreğine taş basıp çıkan ölülerin cenazesi beklemesin diye boş tarlalara onlarca, yüzlerce mezar kazan somalı gençlere bakıp bakıp hayret edeceğiz.

haber sitelerinin foto galerine girip hayretimize hayretler katacağız anca. sıçayım ben bu hayretime. bir işe yaramayan öfkeme, her şeyi daha yaşandığı zaman unutmaya hazır beynime! geçmiş acıların üzerine setler çekmiş belleğime!

oraya koşmuyorsam kendi ağzıma da sıçayım. somaya bir bilet demiyorsam, insan mıyım lan ben.
hee ben farkındayım ne kadar insanlıktan çıktığımın da ülkeyi yönetenlere ne demeli. benim gibi oraya gidemeyen ama sokaklara çıkan, kol kola yürüyen, acısını paylaşan insanlara saldıran, onlara su sıkan polisime; polisimi halkımın üzerine salan devletime; yaralı işçiler, diğer yaralıları çıkarırken kenardan şık takım elbiseleriyle onları izleyen bakanıma ne demeli.

hele ki " efenim kaza bu, kazalar normaldir" diyen kafayı siyasetle bozmuş başbakanıma ne demeli. ama bi bok diyemem oy bile kullanmadım ben. ben yenilgiyi baştan kabullenmiştim. ben var ya ben valla insan değilim.

not: iş bu yazıda aslında daha onlarca küfür kullanılmış, küfürler olanca edebimle kısaltılıp sadeleştirilmiştir.
not 2: başbakanı şok marketler zincirinin soma şubesine kaçırtmayı başaran, ölülerinin hesabını sorarken müsteşardan dayak yiyen abilerime, devletin üzerine polis salacağını bile bile sokaklara koşan kardeşlerime bu sikimsonik sosyal ağdan selam olsun! sizlen gurur duyuyom. gururum kaldıysa artık... sanmam...


ahanda link! alın sizde bakın, bakın içiniz acısın, bakın unutun, bakın hatırlayın, bakın kafayı yiyin.

13 Nisan 2014 Pazar

başım alıp nere gidem?

küçük bi kız olayım, bavuluma kedimi, pikabımı ve en sevdiğim plağı ve masal kitaplarını alıp bir başıma kaçayım..

algıda gidici gidicilikte bir başımayım..