evet doğrudur, hayat algım yeşilçam filmleri üzre şekillenmiştir.
vecihi gibi bir insan tanıdığımda ne kadar garip de olsa gülen yüzüne tatlı diline kanışım bundandır. birlikte oturulan sofralara, birbirinden bir türlü sır saklayamamaya, ufak bir bardak nane likörünün tüm dertlere deva olacağına, sarılmaya, kucaklaşmaya; aile evden kovulduğunda hep birlikte parkta yaşanabileceğine, her şeye rağmen yine de gülebilmeye, kötü günlerde birbirine daha çok sarılmanın kıymetine; en kötü kavgalarda en ufak bir dümbelek sesiyle kavgayı bırakıp birlikte göbek atmaya olan inancım bundandır.
birine en güzel bir şey anlatma yolunun onu eğlenmeye teşvik etmek olduğuna, dadılardan, mürebbiyelerden canına susamış, enerjisini onları kovdurmaya adamış bir çocuğun bile siz işinize inanınca size inanacağına... çocukların sizi sevmesini istiyorsanız onlarla oynamanın, onların boylarına inmenin, onların huylarından biraz almanın gerekliliğine olan inancım da onlardan gelir.
kimileri klasikleri okuyarak öğrenir hayatı, kimileri büyükleri gözlemler, kimi rol model alır... bense kılavuzumu yeşilçam melodramı yapmış bir çocuk idim. ondandır ki hala her hakkım yenişinde "bak beyim" diye çıkışır; gün gelecek karşılarına "bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı" diye çıkacağım günü düşünüp avunurum. öğrencinin halinden anlamayan gördü mü "karnın tok sırtın pek" diye lafa girer; "alacağım boncuğu vuracağım kırbacı" bakışlı insanlardan hemencik uzaklaşırım.
ayşeciğin teyzesinin, ayşeciği bağrına basmak istediği halde gururunun elvermediğini anladığım o günden beri kötü insan diye bir şey olmadığını; sadece bazılarımızın derininde acılar olduğunu bilirim. polyanna'nın felsefesini bile kitabını okumazdan evvel aynı filmden öğrendim.
"nayır, nolamaz" diye üzülüşüm, saadetimi "aman allahım ne kadar da mesudum" diye dile getirişim de bundandır, dersi kaynatan öğrenciye kızamamaklığım da her sınıfta bir inek, bir güdük, bir damat ferit arayışım da...
biri sabun yaparak para kazanmayı teklif etse ben de kabul ederdim biliyorum. senede bir gün de görsem yine severim. gözlerim kör olsa ameliyatla açılsa kalabalığın içinden bana yardım eden o güzel insanları bulurdum. ve birinin gözleri kör olsa ona saray diye anlatırdım yaşadığımız yeri...
göz bebekleri titreyenlerin en çok sevdiğini sadri alışık'tan öğrendim ve en çok da sevmenin biçimlerini... uzaktan sevmeyi, yakından sevmeyi, sevdiği için vazgeçmeyi, bir de bir tek dileğim var sözünün bir kamyon yükü anlam yüklendiğini.
gülen gözlerin kıymetini...
1 Mart 2015 Pazar
3 Şubat 2015 Salı
oha!
hatırlamak (remembering) harfi harfine tarif edilecek olursa, üyeleri (members) yeniden bir araya getirmek, onlara o bütün üyeliğini yeniden iade etmek (re-member) anlamına gelir.
john berger
john berger
amcam önceki hayatlarını hatırlıyor
diye bir film vardı. adını ilk duyduğumda çok eğlenceli bir film sanmıştım. hani frends'te phoebe'nin arada hatırlamaları misali...
oysa kendisi acıklı bir filmmiş. imdb'de yalnızca dram başlığı gördüğüm hiç bir filmi izlemediğim gibi bu filmi de pas geçtim. ve de kafamda bu başlığa süper bir drama-komedi çektim.
yazının başlığını açıkladım ama şu anki hissiyatım yani beni bu başlığı açmaya ve aniden yazmaya şevk eden fikriyatımdan bahsedeyim bir de.
her şey bu şarkıyı dinlerken oldu/oluyor efenim:
bir anda kalbim hızla atmaya, kanım kaynamaya başlıyor. ne zaman dinlesem gözümün önünde belli belirsiz anılar canlanıyor.
artık solist zach kardeşimin bağrı yanık sesinden mi, parçaya eşlik eden enstrümanlardan mı, konserin izleyicilerle içiçeliğinden mi bilmiyorum ama kalbim ve beynimde bir şeyler yerine oturdu ez evvel. bir yap-bozun eksik parçasını buldum sanki.
artık kesinleşti. ben önceki hayatmlarımdan birinde bir çingeneydim, bazen sahnede, bazen izleyicilerin arasındaydım ama hep coşkuluydum. dinlerken o kadar ait hissediyorum ki kendimi bu melodiye. böyle melodilere...
sirklere, cambazlara, çadırlara ait ruhumun bir yanı...
küçükken en sevdiğim filmler gırgıriye serileri, cambazhane gülü ve türevleriydi zaten. evdeki yapma çiçekleri az kafama, orama burama takmadım. kısacık saçlarıma peruk niyetine az geçirmedim pileli eteklerimi.
hep o hayata özlem anacım. hep.
ha bir de ukulele sesiyle gittiğim başka bir önceki hayatım var. o da şu şarkıda ortaya çıkıyor.
ama türkçe değil bu hayatımda anadilim. efendime söyliyim ingiliz miyim, fransız mıyım neyim.
allahım ilk duyuşumda o kadar biliyorum gibi gelmişti ki bu şarkıyı. sanki annem beni hep bu şarkıyla ve ukulele çalarak uyuturmuş ben bebekken. günlerce bıkmadan usanmadan dinledim. ve hala da dinliyorum.
bir de vahşi batılı yanım var. o da ukuleleye benzer bir çalgı olan banjo sesinde gizli. redkit'in müziklerini hatırlar mısınız? hani bar sahnelerinde falan çalan, ya da heyecanlı kovalamaca sahnelerinde. böyle bıngıl bıngıl bi ses hani.
kafamda redkitle özdeşleşen bu enstrüman da beni bir vahşi batı kasabasına, uzun sıcak gündüzlerin yaşandığı, uzuuunca bir sokağa, şu girerken iki yana açılan bir bar kapısının hemen dibine götürüyor beni.
kovboy şapkamı indirmişim yüzüme, sallanan bir koltukta, bardan gelen banjo sesiyle akşam olmasını, havanın biraz serinlemesini bekliyorum.
o kadar redkit izledim, bi bölüm hatırlayamam ama kafamda yıllardır ara ara müzikleri dönüyor. mızıka ve piyano ve elbette banjo sesi. ya insan redkit'in kendi gölgesine ateş edişi varken gider de, banjo sesine mi tav olur! te allaam! İşte hep önceki hayata özlem anacım. Hep.
ama sanmayın ki küçükken biliyordum redkit'i neden sevdiğimi. ben 25 yaşımda anladım asıl sevdiğimin ukulele/banjo sesi olduğunu... insan adını, şeklini bilmediği bir enstürümanı çocukken bile nasıl bu kadar sever.
bunlar hep önceki hayatlarımın yüzünden.
bu üç önceki hayatıma beni götüren sesler de hep ukulele var. o bıngıl bıngıl ses. yahu yoksa ben önceki hayatımda çingenedir, kovboydur, fransızdır değil de ukulelenin kendisi miydim.
Olabilir... Hepsi de olabilir...
işte böyle... Uzun lafın kısası, bazı şarkılar insanı alıp götürüyor, bundandır ki "amcam önceki hayatlarını hatırlıyor".
oysa kendisi acıklı bir filmmiş. imdb'de yalnızca dram başlığı gördüğüm hiç bir filmi izlemediğim gibi bu filmi de pas geçtim. ve de kafamda bu başlığa süper bir drama-komedi çektim.
yazının başlığını açıkladım ama şu anki hissiyatım yani beni bu başlığı açmaya ve aniden yazmaya şevk eden fikriyatımdan bahsedeyim bir de.
her şey bu şarkıyı dinlerken oldu/oluyor efenim:
bir anda kalbim hızla atmaya, kanım kaynamaya başlıyor. ne zaman dinlesem gözümün önünde belli belirsiz anılar canlanıyor.
artık solist zach kardeşimin bağrı yanık sesinden mi, parçaya eşlik eden enstrümanlardan mı, konserin izleyicilerle içiçeliğinden mi bilmiyorum ama kalbim ve beynimde bir şeyler yerine oturdu ez evvel. bir yap-bozun eksik parçasını buldum sanki.
artık kesinleşti. ben önceki hayatmlarımdan birinde bir çingeneydim, bazen sahnede, bazen izleyicilerin arasındaydım ama hep coşkuluydum. dinlerken o kadar ait hissediyorum ki kendimi bu melodiye. böyle melodilere...
sirklere, cambazlara, çadırlara ait ruhumun bir yanı...
küçükken en sevdiğim filmler gırgıriye serileri, cambazhane gülü ve türevleriydi zaten. evdeki yapma çiçekleri az kafama, orama burama takmadım. kısacık saçlarıma peruk niyetine az geçirmedim pileli eteklerimi.
hep o hayata özlem anacım. hep.
ha bir de ukulele sesiyle gittiğim başka bir önceki hayatım var. o da şu şarkıda ortaya çıkıyor.
ama türkçe değil bu hayatımda anadilim. efendime söyliyim ingiliz miyim, fransız mıyım neyim.
allahım ilk duyuşumda o kadar biliyorum gibi gelmişti ki bu şarkıyı. sanki annem beni hep bu şarkıyla ve ukulele çalarak uyuturmuş ben bebekken. günlerce bıkmadan usanmadan dinledim. ve hala da dinliyorum.
bir de vahşi batılı yanım var. o da ukuleleye benzer bir çalgı olan banjo sesinde gizli. redkit'in müziklerini hatırlar mısınız? hani bar sahnelerinde falan çalan, ya da heyecanlı kovalamaca sahnelerinde. böyle bıngıl bıngıl bi ses hani.
kafamda redkitle özdeşleşen bu enstrüman da beni bir vahşi batı kasabasına, uzun sıcak gündüzlerin yaşandığı, uzuuunca bir sokağa, şu girerken iki yana açılan bir bar kapısının hemen dibine götürüyor beni.
kovboy şapkamı indirmişim yüzüme, sallanan bir koltukta, bardan gelen banjo sesiyle akşam olmasını, havanın biraz serinlemesini bekliyorum.
o kadar redkit izledim, bi bölüm hatırlayamam ama kafamda yıllardır ara ara müzikleri dönüyor. mızıka ve piyano ve elbette banjo sesi. ya insan redkit'in kendi gölgesine ateş edişi varken gider de, banjo sesine mi tav olur! te allaam! İşte hep önceki hayata özlem anacım. Hep.
ama sanmayın ki küçükken biliyordum redkit'i neden sevdiğimi. ben 25 yaşımda anladım asıl sevdiğimin ukulele/banjo sesi olduğunu... insan adını, şeklini bilmediği bir enstürümanı çocukken bile nasıl bu kadar sever.
bunlar hep önceki hayatlarımın yüzünden.
bu üç önceki hayatıma beni götüren sesler de hep ukulele var. o bıngıl bıngıl ses. yahu yoksa ben önceki hayatımda çingenedir, kovboydur, fransızdır değil de ukulelenin kendisi miydim.
Olabilir... Hepsi de olabilir...
işte böyle... Uzun lafın kısası, bazı şarkılar insanı alıp götürüyor, bundandır ki "amcam önceki hayatlarını hatırlıyor".
17 Ocak 2015 Cumartesi
Sandığın gibi olmaz bazen...
Bekir muhtarlığa adaylığını koymuştu. Arkadaşları da şaka olsun diye Bekir'in eve giderken gelirken geçtiği yola "sen bizim muhtarımız olamazsın bekir" yazmışlardı. fikirlerince Bekir kimin yazdığını anlayacak, kızacak, koşacak, kahveye girip küfürler savuracak, gülen yüzleri, gözleri görünce şakayı anlayacak, o da gülecek, biri çaylar benden hadi diyecek, sıkıcı gündüzlerden birine az buçuk hareket gelecekti.
Ama sanıldığı gibi olmadı. Bekir yazıyı okudu. Kahvehaneye değil, çıktığı eve geri döndü. Bavulunu açtı. Eşyalarını topladı. Birkaç gömlek, bir kazak iki pantolon, çerçevelenmiş resimleri çerçevelerinden çıkardı; başucunda duran kitaplardan birinin arasına rastgele koydu ve sonra kitapları da...
Bekir gitti...
29 Kasım 2014 Cumartesi
biri olmayan şiirlerin ikincisini yazan kadın
biri vardı, sanki insan değil de meyvelerin en bereketlisi nardı.
nardan nara da elbette fark vardı.
birincisi olmayan şiirler yazardı, kimi zamanda ardı gelecek sandığınız hikayelere başlar ama hikaye havada asılı kalırdı.
oysa onun muhayyilesinde durmadan akan bir nehir yahut çağlayan vardı. o çağlayandan ne dizeler, ne hikaye kahramanları kıvrıla kıvrıla akardı.
bazı zaman o nehir taşar, nardan kadın da kulağımıza ya başından ya sonundan hikayeler fısıldar, şiirler sayıklardı.
bir nar kadın vardı ondan sır saklanmaz, ona küs kalınmazdı.
sanki gülüşünde bir büyü vardı. kalbinin saflığından kayaya gülse kaya dayanamaz kumullanırdı.
bir gülüş bir içi nasıl açar derseniz ben de size sizin hiç nardan arkadaşınız olmadı mı derim. nardan arkadaşı olanlar bilir ki nardan arkadaşların gözleri zeytindir. o gözler bir dizi müjganla çevrilidir. ol sebepten bir bakar nar kadın, bin müjgan titreşir, nar-ı müjgan titreştikçe sizin içinizde nar çiçekleri filizlenir. işte böyledir ki nar kadın, yeni nardan kadın ve nardan adamlar meydana getirir.
bir başka mesele de ; nardan kadınlardaki bu zeytin gözlerdir. zeytin gözler nardan arkadaşlar ve kardan arkadaşların kesişim kümesidir. zaten bu kesişim kümesinde de başkaca bir şey yoktur. zira nardan arkadaşlar sıcaktır ve kardan arkadaşlar güneşte erir. oysa bir nardan arkadaşınız varsa gece gündüz hep sizinledir.
nardan nara da elbette fark vardı.
birincisi olmayan şiirler yazardı, kimi zamanda ardı gelecek sandığınız hikayelere başlar ama hikaye havada asılı kalırdı.
oysa onun muhayyilesinde durmadan akan bir nehir yahut çağlayan vardı. o çağlayandan ne dizeler, ne hikaye kahramanları kıvrıla kıvrıla akardı.
bazı zaman o nehir taşar, nardan kadın da kulağımıza ya başından ya sonundan hikayeler fısıldar, şiirler sayıklardı.
bir nar kadın vardı ondan sır saklanmaz, ona küs kalınmazdı.
sanki gülüşünde bir büyü vardı. kalbinin saflığından kayaya gülse kaya dayanamaz kumullanırdı.
bir gülüş bir içi nasıl açar derseniz ben de size sizin hiç nardan arkadaşınız olmadı mı derim. nardan arkadaşı olanlar bilir ki nardan arkadaşların gözleri zeytindir. o gözler bir dizi müjganla çevrilidir. ol sebepten bir bakar nar kadın, bin müjgan titreşir, nar-ı müjgan titreştikçe sizin içinizde nar çiçekleri filizlenir. işte böyledir ki nar kadın, yeni nardan kadın ve nardan adamlar meydana getirir.
bir başka mesele de ; nardan kadınlardaki bu zeytin gözlerdir. zeytin gözler nardan arkadaşlar ve kardan arkadaşların kesişim kümesidir. zaten bu kesişim kümesinde de başkaca bir şey yoktur. zira nardan arkadaşlar sıcaktır ve kardan arkadaşlar güneşte erir. oysa bir nardan arkadaşınız varsa gece gündüz hep sizinledir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
